Hoş geldiniz,koskoca okyanusta bir kapı bulup,bir delinin odasına girdiniz korkarım artık siz de bendensiniz
8 Haziran 2014 Pazar
NE İÇİNDEYİM ZAMANIN NE DE BÜSBÜTÜN DIŞINDA
22 Mart 2014 Cumartesi
SÖYLENMEMİŞ TÜRKÜYE AĞIT
*
Ah dinlenesi dinlenesi de ağlayası Türkü bu
7 Mart 2014 Cuma
BİR YABANCI GİBİ KENDİNİ OKUMAK
Yazarlar için sanırım işin en heyecanlı tarafı kitabının
okunmuş haline rastlamaktır okunmuş ve içine iz bırakılmış hali.Kendimden bilirim akşam uyumadan önce okuduğum kitabı yere bırakırım ve genellikle arka yüzü üste kalır. Sabah uyku mahmuru yere basmamla beraber,
- ''Ayy neye bastım'' diye söylenip yere baktığımda, kitabın arka yüzündeki kim bilir hangi fotoğrafçıda çektirdiği, bir eli çenesinde, bir kaşı havada yarısını ayak baş parmağımın örttüğü yazar fotosu ile göz göze gelirim''
-''Haa akşam seni buraya bırakmıştım değil mi '' diye düşünüp neredeyse özür dileme gereği duyarken, yazar iki ayak parmağımın arasından hiç istifini bozmadan o bilge ve havalı bakışını sürdürür.
14 Haziran 2013 Cuma
AH GÜZEL YÜREKLİ ÇOCUĞUM BENİM
TAKSİM GEZİ PARKI’NDAKİ SOKAK ÇOCUKLARI! Lütfen Yayın!Arkadaşlar, Gezi Parkı’ndaki sokak çocukları direnişin ne zaman biteceğini soruyorlarmış, çünkü orada karınları doyuyor günlerdir, çünkü orada arkadaşlık buldular, dışlanmadılar. Ne yazık ki, bu çocukların kendilerini bu yüzden sorumlu hissedip barikatların önüne gittiklerini, eldivenlerle gaz bombalarını geri yolladıklarını duyuyor, resimler...le görüyoruz. Bir çocuğun böyle hissetmesi öyle saf, öyle dürüst, öyle saygı duyulacak bir duygu ki. Lütfen unutmayalım, onlar ÇOCUK. Onların bu şekilde sorumlu hissedip hayatlarını tehlikeye atmaları kabul edilemez.
Onlara çocuk olduklarını hatırlatın, onları kollayın, hayatlarını tehlikeye atmalarına izin vermeyin. Onlara birşey verirken, arkadaşlık ederken bunun karşılıksız bir sevgi olduğunu, onların bunları çocuk oldukları için hak ettiklerini hissettirin. Ve aksini yapanlara karşı tavrınızı koyun.
SOKAK ÇOCUKLARININ BARİKATLARDA HAYATLARINI TEHLİKEYE ATMASINA İZİN VERMEYİN.
Ne şimdi, ne başka bir gün...
Yeşim Dodanlı
17 Nisan 2013 Çarşamba
DOKTORU KAÇ KİŞİ ÖLDÜRÜR

Dip not; Tam bir yıl oldu geçen seneki yazım....
16 Nisan 2013 Salı
FAZIL SAY, ÖMER HAYYAM, NAZIM VE DAHA BİR SÜRÜ ŞEY
‘’Korkuyorlar’’ isimli şarkıyı ilk dinlediğimde Edip
Akbayram ‘’Robson inci dişli zenci
kardeşim ‘’ diyordu.İnci dişli, zenci kardeşim,
Kartal kanatlı kanaryam.
Türkülerimizi söyletmiyorlar bize,
Korkuyorlar Robson
Şafaktan korkuyorlar,
Görmekten,
Duymaktan,
Dokunmaktan korkuyorlar
Yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi ağlamaktan
Sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar
Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhat gibi sevmekten
Sizin de bir Ferhatınız vardır elbet
Robson, adı ne
Tohumdan ve topraktan korkuyorlar
Akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar
Ne iskonto, ne komisyon, ne veda isteyen bir dost eli
Sıcak bir kuş gibi, gelip konmamış ki avuçlarının içine
Ümitten korkuyorlar Robson, ümitten korkuyorlar ümitten
Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
Türkülerimizden korkuyorlar.
NAZIM HİKMET
Camiler kışlamız, mü'minler asker
Bu ilâhi ordu dinimi bekler
Allahu Ekber, Allahu Ekber.
8 Nisan 2013 Pazartesi
KOŞ HANIM KOŞ BİZİM DOKTOR TELEVİZYONDA
Memur bey '' O kadar da kötü bir şey '' değilmiş dedi.
Aşağıda videonun de bir de Fox TV nin linki var.
27 Mart 2013 Çarşamba
KISA DİYALOGLAR'' TIPTA NE VAR NE YOK''
‘’Valla Sema hanım benim
kolesterolüm var, iyisi kötüsü varmış, bende iyisi mi, kötüsü mü bilmiyorum
biri yüksek. Hangisi iyi bu kolesterolün ? diye sordu hastam.- ‘’İyisi iyi, kötüsü kötüdür kolesterolün. Yani tıpta ironi yoktur iyi diyorsak iyi olduğunu düşünüyoruzdur ama ilerde bu fikrimiz değişebilir tıpta ironi yoktur ama istikrar da yoktur mesela bugün ak dediğimize yarın kara diyebiliriz’’ dedim
Bir de tıpta ayıp yoktur mesela, böyle hastalar bize bağırıp çağırabiliyor olmadı şiddet uygulayabiliyorlar hiç utanmadan niye çünkü tıpta ayıp yok.
Aaa bakın bakın tıpta ironi yok dedim ya ; varmış şimdi yaptım oldu.
Dip not; Konuşmanın başı hastamla aramda geçmiştir devamını iç ses yapmıştır
14 Ocak 2013 Pazartesi
BAY BAY HEPİNİZ

Bu fotoğrafı çok sevdim, hep kendimi kırmızı şemsiyeli düşünürüm, halbuki hiç böyle şemsiyem olmadı.
29 Kasım 2012 Perşembe
BİR HEKİMİN OVERLOKÇUYLA İMTİHANI
9 Ekim 2012 Salı
TEBESSÜM-İ ELEM

11 Eylül 2012 Salı
TÜRKAN TEYZEM
30 Temmuz 2012 Pazartesi
ADALET HERKESE LAZIM
Adalet; kurumlar, partiler dernekler , dergahlar, cemiyetler
üstü olmalı aynı sağlık gibi. Bir hekim nasıl karşındakinin dini siyasi
görüşüne göre işini davranışını değiştiremezse adaletten sorumlu kurumlar da değiştirmemeli.
31 Mayıs 2012 Perşembe
BEN ZORU SEÇİYORUM KÜRTAJA EVET DİYORUM
( Öğrendiğim kadarıyla )
Dip not; Yorumlarınızı düşüncelerinizi katkılarınızı yazın memnun olurum ama bu seferlik yorumlarınıza cevap yazmayacağım.
25 Mayıs 2012 Cuma
Bağırıp Çağıran Sevgili Hasta Daha Sık Gelmelisin Odama
Bir buçuk yıl oldu hala öğrenemediler( Ya da bir hastamın dediği gibi nasıl olsa yazıyorlar diye geliyoruz) yaptığımız iyilik vazifemiz oldu. Bakmasak kavga çıkarıyorlar. Biraz önce bugün ev ziyaretimde olan hekim arkadaşımın hastası geldi( sivilcesine ilaç yazdıracakmış), bende kayıtlı olmadığı için misafir hasta olarak kayıt açmam gerektiğini söyledim ve kimliğini istedim. Kimliği yanında olmadığını ama T.C. kimlik numarasını söyleyebileceğini ifade etti. Bunu yeterli olmadığını kanunen kimlik gerekli olduğunu söyleyince ısrar etti. Kabul etmedim ve isterse şikayet edebileceğini söyledim.
14 Mayıs 2012 Pazartesi
GS TARAFTARI DEĞİLİM AMA HİÇBİR KUTLAMAYI KAÇIRMADIM MAALESEF
5 Nisan 2012 Perşembe
ANİDEN LAPTOPA TAPINIRKEN BULDUM KENDİMİ

Söylemesi ayıp Bucera ablanızın dün süslenesi püslenesi gelmişti . Uzun zamandır kot pantolon spor ayakkabılar ile takılan ben, otuzlu yaşlarımın ilk yarısında giyindiğim gibi yine etek ve topuklu ayakkabı ile işe geldim. Tüm gün’’ vay efendim ne güzel olmuşuz pek bi yakışmış mış, hep böyle olaymışım’’ gibi iltifatlara mahzar oldum. Hal böyle olunca da insan ruhu tabii bu, ister istemez bir ego şişmesi bir yürüyüş değişikliği,’’ vay anasını hala yaşlanmamışım bak’’ düşüncesi, böyle gözlerin kısılması ile beraber burnu havaya kaldırarak yürüme, kasılma hali hasıl oldu bende.
Allahın sopası nedense bende çok hızlı devreye girer, hemen havam söndürüldü.
Ama bazıları için 32 yıl bekleniliyor ve dünkü duruşmalar için gazeteler boy boy haber yapmış ama zamanında o gazeteler yıllarca susmuşlardı. Peki Silivri dolup taşarken bu gazeteler niye tekrar susar? Başımızdakiler için de mi 32 yıl bekleyeceğiz şimdi ? Yani adaleti haber yapmak için farklı bir zaman birimi mi kullanılıyor? Benim kafam karıştı siz bir şey anladınız mı?
Neyse dönelim bana reva görülen adalete, tüm gün ‘’ peh peh ben neymişim’’ şeklinde dolandım.
Akşam oldu eve gideceğim bizim aile sağlığı merkezinin oldukça dik merdiveni vardır. Yaşlı hastalarımızdan zaman zaman şikayet alıyoruz bu konuda. Ben de o pek bir dik merdivenden tak tak topuklu ayakkabı sesinin yan duvarlara çarpıp çarpıp tekrar yankılamasıyla beraber inmeye başladım.
Son 3-5 basamak kalmıştı, tak tak sesi sokaktan duyulur hale gelmiş sanırım ki bir grup genç sokaktan geçerken içeriye doğru bakmışlardı tam onlar geçti geçmedi benim ayakkabım merdivene takıldı ben bir güzel havalandım, bir elimde laptop çantam, diğer omzumda kol çantam. Böyle kollarım havada debeleniyorum, belli çok kötü bir iniş olacak ama kafamdan ne çok düşünce geçiyor;
‘’ Neyse delikanlılar geçtiler onlar görmez.
- Allah karşı eczanede oturan kadın bana bakıyor, ama görmüyordur ya boş boş bakıyor
- Nasıl görmüyordur? Sen onu görüyorsan o da seni görüyordur.
-Sen görürsün tabii eczanenin ön cephesi tamamen cam içerisi aydınlık ama küçük kapıdan merdivenlerin sonunu nasıl görecek kadın ? Bu arada hala gelmedik mi ya ? Alt tarafı 2-3 basamak düşüyordum ne kadar uzun sürdü be düşsem de bitse artık.’’
Bu arada zamanın izafiyet teorisini yeniden yaşadım. Yok efendim mutluyken zaman hızlı geçermiş de uzayda ışık hızıyla gidince yavaşlarmış za zu…..
Ne gerek var öyle karmaşık şeylere, düşerken eğer rezil olacağım korkun varsa zaman duruyor. O yavaş çekim bir türlü bitmiyor. Havalanışla beraber ‘’düşüyorum lennn’’ şeklinde yüzün çarpılması ve dehşet ifadesi, o kolların can havli ile öne arkaya çırpınışı, nafile tutunacak dal araması, bacakların hayali bir bisiklette pedal çevirmesi, kafadan geçen bir romanın ön sözüne yetecek kadar düşünceler. Bu başka nasıl açıklanabilir?
Refleks olarak kollar düşmeye yakın tutunacak dal bulmaktan ümidi kesince öne uzatılır ki düşerken yüz çarpılmasın diye, benim kollar için zor oldu tabi laptop çantası ile beraber öne uzatıldı, önce dizlerim iniş yaptı beton zemine çarpınca hissettim bunu, sonra yüzümü oldukça yumuşak bir şeye gömdüğümü fark ettim, sonra anladım ne olduğunu, iyi ki laptop çantamı en kalitelisinden almışım. Sanırım amaç laptopu korumaktı ama burada hem laptop hem benim yüzüm korunmuş oldu.
Sonuç itibariyle yüzüm çantanın üstünde, ellerim iki yanda dizlerimin üstüne iniş tamamlandı. Tam bir secde pozisyonu. Kısaca iniş tamamlandığında, kendimi laptop çantama tapınırken buldum. Hemen ayağa fırladım üstümü başımı düzelttim, eczanedeki kadınla tekrar göz göze geldim kendisine sinir oldum. Gülüyor muydu yoksa? Gıcık şaşı şey nerden görmüştür ki ?
Sonra emin adımlarla dimdik arabama yürüdüm oldukça havalı bir şekilde kapıyı açtım arabama oturup gaza bastım.
Şu aşağıdaki resimle aramda hiçbir benzerlik yoktur, tüm gece de sol dizim ağrımadı işte. Zaten kot pantolon ve Conversler bana daha çok yakışıyor hem daha genç gösteriyor.
Bir de neymiş kadınlar teknolojiden anlamazmış, sevmezmiş. Teknolojiyi nasıl sevmem ? Bırakın sevmeyi ben laptopuma tapıyorum inanmazsanız karşı eczanedeki gıcık kadına sorun.
27 Mart 2012 Salı
KORKULANLAR OLDU BENİM DE LAKABIM VARMIŞ MEĞERSEM

Daha önce şu yazımda bahsetmiştim aile hekimliğinin nasıl dedikoduya müsait olduğunu, tüm mahalle bakkallı, berberi ile tek hekime bağlı olunca illa ki sıklıkla sohbet konusu olabileceğini.
Meğersem zaten sohbet konusu olmuşum, hatta takma ismim bile varmış ‘’Mahidevran’’. Sokaktan geçerken esnaf ‘’ Yine geçiyor Mahidevran’’ diyorlamış.
Nasıl mı öğrendim?
Bugün çıkışta karşı parfümeriye girdim. Parfümerinin sahibinin annesi astım hastası, hatta geçen hafta iki kere sıkıştı müdahale etmek zorunda kaldım. Ciddi astım atakları geçirdi. Bu olaydan sonra kızına sigara konusunda uzun uzun nutuk attım. Ne zaman beni görse sigarasını gizliyor. İki konuda hassasım bir sigara, iki bilinçsizce hekime danışılmadan kullanılan antibiyotik. Sanırım özellikle antibiyotik söz konusu olunca oldukça kararlı, hafif sert bir tavrım var.
Aslında son zamanlarda hastalarımla bu konuda anlaştım sayılır. Bir buçuk yıldır bunun savaşını verdim artık meyvelerini topluyorum kendi kendilerine antibiyotik almalar, sonra gelip bana yazdırmaya çalışmalar oldukça azaldı.
Ama bu süreçte, antibiyotik yazmayan doktora ve Mahidevran’a çıkmış adım.
Dediğim gibi bugün parfümeriye girdim iki dükkan ilerden esnaf arkadaşı hastam olan bir bey de misafirliğe gelmişmiş. Dükkan sahibi hanım hemen ‘’Şimdi yandın dedi’’ beye bakarak. Bir baktım adam gülerek sigarasını saklıyor.
‘’Doktor hanım, valla adınız Mahidevran’a ( Nur aysan) çıktı hem fiziksel olarak çok benziyorsunuz hem de sultan gibi otoriter bir yanınız var'' dedi.
Başladım gülmeye’’ Gerçekten mi ? O kadar otoriter bir yanım mı var ? Sanırım antibiyotik söz konusu olunca, otoriter oluyorum. İnanın bu hastaların iyiliği için ama üç gün önce öksürüğüm bir haftadan uzun sürüp bir de bir akşam boğulur gibi olunca kendime antibiyotik başladım ve ; Antibiyotik yazmadığım hastalarımın ahı tuttu galiba, bu kapsülü onların şerefine yutayım ’’ diye düşünmüştüm.’’ Madem Mahidevran olduk ,o zaman sizleri yalancı çıkarmayayım yarın zümrütleri, yakutları takıp takıştırayım, kabarık has ipek elbiselerle geleyim polikliniğe’’ dedim.
Tüm esnaf arkadaşlar çalışanlar gülüştük….
Şimdi geldim netten fotolara baktım gerçekten benziyormuşum. Özellikle de aşağıdaki resimdeki haline.

Neyse beterin beteri var, Daye hatun da otoriterdir fazlasıyla, ona da benzetilebilirdim. Ben Mahidevran’a razıyım. Hem benle bunu böyle paylaşabildiklerine göre o kadar fena biri sayılmam değil mi sevgili okurlarım?








