yalnız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalnız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2012 Salı

TÜRKAN TEYZEM


Dün akşam Sultanahmet’teydim uzun zaman olmuş oraları özlemişim, hemen hemen her öğlen arası arşınladığım çınar ağacı gölgeli yolları, tarih kokan sokaklarını, meydanlarını ve çok daha fazlasını…

Çok sevdiğim bir hastamla ( daha doğrusu sevdiğim üçlünün ikisiyle),  Türkan teyzemle buluştum,  nerdeyse iki yıl olmuş ben ondan, oralardan ayrılalı.

Türkan teyzem yıllardır hasta,  tedavi görüyor,  yine bazı şeyler tekrar etmiş,  görmek halını hatırını sormak istedim. Canım teyzem yine sevgi dolu dost canlısı ve hayatla barışık hastalığından pek az bahsetti daha çok kedilerden, hayvanlardan anılardan, insanlardan konuştuk.
Haftanın 2-3 günü arkadaşlarıyla beraber oturdukları  çay bahçesinde buluştuk, çalışanlarıyla, garsonlarla dost olmuşlar.  Hepsinin adını biliyor, kimin ne zaman izinden geldiğini,  hangisini memlekete gideceğini,  çay servisi yapılırken şakalaşıyorlar, gülüyorlar.

 Kendileri ile beraber besledikleri kedileri de alıştırmışlar çay bahçesine. İlk  zamanlar şikayet edenler olmuş hatta işletme müdürü kızıyormuş kedileri besliyorlar diye, geçenlerde **** beyin ( işletme müdürü)  kedilere köfte verirken görmüşler. Gülümsüyorlar ‘’ sevgi bulaşıcı onu da alıştırdık’’ diyorlar. Bir ara garsona beni gösteriyor ;
-‘’ Hani bakmıştık ya bilgisayara beni yazmıştı doktor hanım, işte o doktor bu hanım ‘’ diyor.
Garson gülümseyip başıyla selam veriyor.

Türkan teyzem anlatırken; hissi kablel vuku, serencam ..gibi kelimeler kullanarak konuşuyor,Türkçesine, dünyasına hayran kalıyorum.

Bu gülen sevgi saçan, kibar hoşsohbet hanımların aslında yalnız yaşayan ve çok hasta insanlar olduklarını düşünmek zor. Aslında hayat, başına gelenlerden değil, onları nasıl yorumladığından ibarettir cümlesinin canlı ispatları sanki.

Daha önce teyzemi blog sayfamda anlatmışlığım var buradan okumanızı isterim.

Ondan çok şey öğrenebiliriz

Bir de aslında Türkan teyzem çok hasta, kimin duası kabul olur hiç belli olmaz derler, duanızı eksik etmeyin

3 Ağustos 2010 Salı

KİMSE BÖYLE YALNIZ OLMASIN


Bence insanoğlunu en büyük ihtiyacı sevgi…….
Damdan düşer gibi nereden mi esti ?
Anlatayım……
Daha önceki yazılarımda vardı ama yine de özet geçeyim;
Aile hekimliği sistemi ile ilgili televizyonda görünmüş bulundum.

Bunu izleyen hastalarımın bir bölümü artık dokuz yıldır çalıştığım bu bölgeden gideceğimi öğrenmiş oldular.
Göründüğümün ertesi günüydü. Bana sadece 3-4 kere gelmiş 45 -50 yaşlarında kısa boylu, minyon yapılı, kısa kıvırcık saçlı kadın hastam telaşla odama girdi.

-‘’Hocam sizi akşam televizyonda gördüm,B……. çıktı( reca ederim boku çıktı şeklinde okumayınız B..... İstanbul'da bir ilçedir 8 harfli soldan sağa ) diyordunuz siz gerçekten gidecek misiniz?İnanmadım, bu gün işe geldim patrondan izin istedim ''doktorumu görmeliyim konuşmalıyım onunla'' dedim.Kusura bakmayın ne olur karşınızla bu iş halinle çıktım. Söyleyin bana gerçekten gidecek misiniz?

Bir yandan sorular soruyor, bir yandan özür diliyor, üstü başını gösteriyordu. Üstüne başına baktım anormal bir şey yoktu. Pantalon, buluz, sandaletler…… Demek ki ben fark etmesem de eğer doktora gelecekse daha özenli giyiniyordu . Zaten biraz farklı bir hastamdı her geldiğinde aşırı bir minnet duygusuyla, defalarca teşekkür eder hatta eski medreselerde olduğu gibi odadan geri geri yürüyerek çıkardı. Çok mu süper bir doktordum ben ? Hayır. Her doktorun yapması gerekeni yapıyordum belki biraz daha fazla gülümsüyor, daha çok dinliyor, daha çok açıklamalarda bulunuyordum o kadar.

-‘’ Evet gideceğim, bölgem değişecek orasını seçtim ‘’ dedim, olayın farkında olmadan umarsızca pervasızca.

Sandalyeye oturmadı yığıldı adeta. Bir yandan ağlıyor bir yandan konuşuyor arada bir de yine özür diliyordu.

-‘’Yapmayın hocam, bırakmayın beni. Tam sizi bulmuşken, alışmışken ,sevmişken ne olur siz de terk etmeyin beni’’

Anahtar kelime ‘’ siz de terk etmeyin beni’’

Kadıncağızı zor teselli ettim. Hiç huyum alışkanlığım olmadığı halde telefonumu verdim, yeni yerimde de onu kendime kayıt edeceğime söz verdim. Gitti ama ben onu düşünmeden edemedim. Gösterdiği tepki hiç sağlıklı değildi.

Neler yaşamıştı, daha doğrusu neleri yaşamamıştı ?


Hiç mi okşamamıştı babası saçını ? Kızım deyip bağrına basmamış mıydı ? Ya anası ? Sabah okula gönderirken, saçlarını örerken, koklamamış mıydı kızını ? Gül kokulu kızım diye sevmemiş miydi acaba ? Bir delikanlının elini sevgiyle tutmamış, bir erkeğin göğsüne başını huzur ile yaslamamış mıydı? Dostunun omzuna başını koymamış doyasıya ağlamamış mıydı ? Yargılamadan, sözünü kesmeden sadece onu dinleyen bir arkadaşı olmamış mıydı?

Bunların hiçbirini yaşamamış mıydı ki, sıradan bir doktora bağlanmış, gidişiyle yıkılıyordu.

Üzüldüm çok üzüldüm belli ki bunların hiç biri olmamış ya da devamı gelmemişti.

Yaşlı hastalarım vardır benim çok özen gösterdiğim. Aslında onlara acıdığımdan özen gösteriyorum, eşini kaybetmiş, yalnız yaşayan hastalar. O kadar boynu bükük ve yalnızlardır ki ,her şeyi gözlerinden anlarsınız , çok şey anlatmalarına gerek yoktur.

Şebnem Ferah’ın bir şarkısı vardır ‘’Yalnız’’ klipi ile beraber tam da benim anlatmak istediğimi çok güzel anlatmış……

Bu dünyada kimse yalnız ve sevgisiz kalmasın….


Buraya güya o şarkının videosunu yüklemiştim olmuyor olmuyor yayınlatamadım
Fenalık bastı beceremedim affınıza sığındım olduğu gibi gönderdim. Bon bon şekerlerim sizden de böyle cümle umuyorum.''İzlemiş kadar olduk abla sıkma canını.''