31 Mart 2010 Çarşamba

KİM AKILLI KİM DELİ


İtiraf etmeliyim ki, psikiyatri servisine ilk geldiğimde ürkmüştüm, içimden ‘’dört ay nasıl geçecek burada’’ diye söylenmiştim. İkinci kattaydık, içeri girmek için güvenliğin demir kapıyı açmasını beklemek zorundaydık. İlk günüm yağmurlu ve puslu bir gündü. İçeriye girdiğimde daha da huzursuz olmuştum. Hastaların bulunduğu salon soğuk metal sandalyeler, plastik masalardan ibaretti. Tüm camlar demir parmaklıydı, içeride yoğun bir sigara dumanı bulutu vardı. Psikiyatrik hastalar çok sigara içer doğru ama görmüştüm ki burada doktorlar da hastalardan geri kalmıyordu.
Burası açık servisti, bir de kapalı servis vardı ki oraya ulaşmak için ikinci bir kalın kilitli kapıdan geçiliyordu. Halk arasında zır deli tabir edilen hastalar buradaydı. Kapıyı açtırıp içeri girince, etrafımı saran hastalar sürekli bir şeyler söylüyorlar, ellerini uzatıyorlar, önlüğümü çekiştiriyorlardı. Erkek servisinde çalışıyordum, kapalı bölümden kokuyordum açıkçası. Burada bir olup bana saldırsalar, o sıska güvenlik mi kurtaracak beni diye kendime sormaktan alıkoyamıyordum.
Günler haftalar geçti, yavaş yavaş alışmaya başlamıştım artık, korkmuyordum, hatta onları tanıdıkça sevmeye bile başlamıştım, çocuk gibiydiler, sevimli saf, iyi niyetli, keşfedilmemiş yönleri vardı, hatta zaman zaman zeki davranışlarını gözlemliyordum. İlk gelen hastalar kapalı servise yatırılıyordu, bir süre sonra hezeyanları, halüsinasyonları azaldıkça, taşkınlık yapmadıkça, açık servise alınıyorlardı. Açık servis ise, doktor, hemşire, psikolog odalarının da bulunduğu servisti. Kapalı servise getirilen her hastanın ilk hedefi, açık servise geçmek oluyordu. Bazı hastalar vardı ki, artık alışmışlar, hastanenin kurdu olmuşlardı. Biz asistanların dosyalarını doldururken, onlara ne sorular soracağız, ne söylemeleri gerekir, ezberlemişlerdi artık.
Günlerden bir gün, kapalı servise girdim, gece yeni getirilen hastayı görecek, dosyasını dolduracaktım. Yavaşça yanına yaklaşmıştım ki, yılların kıdemli hastası, yeni gelen ve ‘’buradan çıkmak istiyorum’’ diye ağlayan hastaya akıl veriyordu.’’Doktorlara de ki, artık sesler duymuyorum, gözüme de bir şeyler görünmüyor. O zaman seni açık servise alırlar, bağırıp çağırırsan hiç çıkamazsın. Açık servise aldıktan sonra da zaten 5-10 gün içinde çıkarıyorlar.’’
Kendimi öğrencilerini sevimli yaramazlıklar yaparken yakalamış öğretmen gibi hissetmiştim. Gülümseyerek onları izlerken, beni fark etmiş, hemen toparlanmışlardı. İşin komik tarafı, akıl veren hastanın tüm söyledikleri doğruydu. Hezeyanlarını, halüsinasyonlarını sorguluyor azaldıkça bizim de bulunduğumuz servise alıyorduk.
O günlerde az görülen cinsten takıntıları olan, yirmili yaşların başında, genç bir delikanlı yatırmışlardı. Servise dışarıdan kim gelirse çırılçıplak soyunur, o kişinin ayaklarının dibine yatardı. İşin garip tarafı, o soyunur ama başka hastalar onun yerine utanırlardı. Kapalı servise girdiğim zaman başlarlardı.’’ Hoş geldin hocam’’ deyip tokalaşıp yanaklarımdan öpmek isteyen, başıma toplanıp, olur olmaz konuşanlar, önlüğümü çekiştirenler. Böyle durumlarda, bazı hastalar gönüllü koruyuculuk görevi üstlenirlerdi. Yanıma gelirler, diğerlerini uzaklaştırmaya çalışırlar ‘’Uzaklaşın, rahat bırakın doktor hanımı, rahatsız etmeyin.’’diyerek söylenirlerdi. Tabii bu gönüllü korumalarımın işi, o soyunan hasta karşısında çok zor oluyordu. Bir yandan hastaya utanarak kızarlardı ‘’Ne soyunuyon lan dohtor hanımın yanında ayıp değil mi?’’ diye. Bir yandan da önümde durarak veya elleri ile gözlerimi kapatarak beni manzaradan korumaya çalışırlardı. Çok sevimliler, değiller mi?
Hastaların hezeyanları genellikle mistik olurdu. Kendini tanrı zanneden, peygamber ilan eden gırla giderdi. Eee benim iç ses de durur mu böyle durumlarda. Kendini peygamber zannedeni alırdım, kendini tanrı zannedenin yanına götürürdüm.’’ Söyle bakayım sen bunu gerçekten dünyaya peygamber olarak gönderdin mi, yoksa kendisi mi uyduruyor?’’ Birbirlerine bön bön bakarlar, sonra kendi dünyalarına dönerlerdi. Ben çok eğlenip gülerken, bazı hastalar garip garip yüzüme bakarlardı. Muhtemelen içlerinden de şu cümleler geçerdi.’’Bir de bize deli diyorlar’’
Dört ay gibi kısa bir sürede, onlarca ufak tefek anılarım oldu . Her hasta, her anı beni onlara daha da yakınlaştırdı. Çalıştığım o büyük ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde yüzlerce, belki binin üstünde hasta vardı ki bu hastaların çoğu otokontrolleri iyi olmayan halk deyimi ‘’deli ‘’ hastalardı. O hastalardan bırakın bir doktoru, sağlık personelini öldürmek, bilinçli saldırdığı görülmemişti. Dışarıda ise güya ‘’akıllı’’hastalar her gün doktorlara, sağlık çalışanlarına saldırmakta, saldırmak ile kalmamakta hatta öldürmekte. İnsan soruyor o zaman’’Kim akıllı kim deli?’’ diye.

13 yorum:

misssfit dedi ki...

gözlerini kapamaları cidden çok hoşmuş. çocuk gibi :) peygamberi tanrısına göstermen daha da hoş. ne diyeyim.

neduk dedi ki...

En son tanıdığım deli, bana hayatı özetleyiverdi.'' Allahın rüyası''. Kim akıllı, kim deli?

bad-ı saba dedi ki...

çok hoşlar yaaa..ama ben de olsam baştan ürkerdim.hatta ister miydim onu bile bilmiyorum.
ne kadar da haklı demişsin kim akıllı kim deli

aysema dedi ki...

Çok ilgimi çekti blogunuz, izninizle izlediklerimin arasına alıyorum sizi...

Keşke herkes kendi yaşadıklarını paylaşsa... Bize çok uzak kalan olaylar, kişiler, durumlar yaşayanların aracılığıyla yakınlaşsa. Çok güzel bir paylaşım olmuş.

Evet, haklısınız. Kim akıllı kim deli, nasıl ayırt etmeli? Sanırım paylaşımlarımızla bu sorunun doğru yanıtını blog yazanlar olarak birlikte aramaya devam edeceğiz.

Sevgilerimle...

bucera dedi ki...

@ Aysema
Hoşgeldiniz izlenmek hoşuma gider tabii, yani blog sayfamın izlenmesi hoşuma gider.
Blog yazarları olarak biz de tam onu yapıyoruz yaşadıklarımızı paylaşıyoruz iyi ki öyle yapıyoruz değil mi?

bucera dedi ki...

@ missfit
Hoşgeldin sefalar getirdin evet çok hoştular

bucera dedi ki...

@ Nedük
Özlettiniz kendinizi efem :)

bucera dedi ki...

@ Bad-ı Saba
İnsan bilinmeyenden korkar .Bilkice sevdim onları.Bu arada ben deli değilim bana ne :)

Ciiden dedi ki...

Cok ilginc konular var blogunda, cok sevdim. Benim de buna benzer bi tecrubem oldu fakat yazamayacagım burda..
Sevgiler,
Cigdem

Bucera dedi ki...

Teşekkür ederim bu kadar eski yazılarımın hala okunuyor olması beni mutlu etti.
Sevgiler

rabiş dedi ki...

Bu yazıyı okurken ağlamamak benim için imkansızdı çünkü 18-20 li yaşlar arası o insanların arasında bende vardım.Açık servis denilen yerde gündüz hastasıydım geceleri yatmazdım 8 de gelir 5 de giderdim ama ne anılarım oldu anlatamam hele bi kendini prenses zanneden yakasınada kart yapışrıran bi kadın vardı onu tvde şarkı yarışmasındada gördüm :)çok heveslenmiştim aslında ona kendime bakıp salak ne b..tan bi mevzudan hastalandın prenses sanaydın ya kendini desemde şimdi çok şükür Allahıma şimdi çok iyiyim hatta fazla bile iyiyim:)

Bucera dedi ki...

sevgili Rabiş

Geçmiş olsun önemli olan iç dünyamızda kendimizin prensesi olmamız yani kendimizi sevmemiz öyle değil mi.
Sevelim sevilelim :=)

Bucera dedi ki...

sevgili Rabiş

Geçmiş olsun önemli olan iç dünyamızda kendimizin prensesi olmamız yani kendimizi sevmemiz öyle değil mi.
Sevelim sevilelim :=)