15 Aralık 2009 Salı

BİR ÖMÜR KARŞILIĞI BİR ÖMÜR




’’Kolum ağrıyor doktor hanım bir de kaşıntım var’’ dedi. Karşımda kırklı yaşların başında kilolu, göbekli orta halli yurdum insanı vardı. Kaşıntısından dolayı cildiyeye gitmiş, tahlillerinde şekeri yüksek çıkınca dahiliyeye git demişler, kol ve boyun ağrısı da eklenince bana gelmiş. Tansiyonunu ölçtüm yüksekti, sigara içip içmediğini sordum ’’ içiyorum ‘’ dedi. Kendinde kalp hastalığı için gereken tüm riskleri toplamıştı, uzun uzun şeker hastalığını, tansiyonunu, sigara içmesinin zararlarını anlatmalıydım. Kol ve boyun ağrısını sorgulayınca, fırıncı olduğunu öğrendim. Sağ kolunu yıllardır sabahın beşinden akşam saatlerine kadar fırına ekmek sürmek ve çıkarmak için kullanıyormuş.
Tıpta buna yaşam tarzı değişikliği derler. İlk basamaktır ve ilaçtan daha önemlidir. Kilo vermek, bilinçli beslenmek, spor yapmak, sigarayı bırakmak, stresten uzak durmak….
Bunları anlatmalıydım; riskleri, şeker hastalığının kontrol altında tutulmadığı takdirde sonuçlarını henüz başlamıştım ki, sözümü böldü. ’’Doktor hanım’’ dedi ve başladı anlatmaya, o kadar içten ve etkileyici anlatıyordu ki öylece kala kalmıştım, ne diyecektim, ne anlatacaktım, hiçbir anlamı kalmamıştı.
‘’Bizimkisi de yaşamak mı? Sabahım köründe gün ışımadan fırına giriyorum, akşama kadar çalışıyorum, güneşe hasret yaşıyorum, hayat mı ki bu doktor hanım? Ne tatilim var, ne hafta sonum bir gün görmedim. Boğaz tokluğuna bu yaştan sonra patrondan laf işitiyorum. Eve varıyorum hanım başlıyor; bıkmış kiradan bir evimiz yokmuş. Ne yapayım ? hırsızlık mı yapayım? Gücüm buna yetiyor. Anasız büyümüşüm zaten ,baba tarafından fakirim, düğünde takılan paralarla ancak bir ev kiralamış, üç aylık peşin verebilmiştim. Öyle bıktım ki hayattan, ne sen sor, ne ben anlatayım, dayanamıyorum tabii yakıyorum bir sigara. Ne yiyeyim? ne bulursak fırında hamur işi buluyoruz yiyoruz işte, hareketsiz bütün gün ayakta kilo alıyorum tabii. Yıllarca ekmek sür fırına, ekmek çıkar fırından başka bir şey görmedim ben.
Tüm bunları anlatırken o kadar içtendi ki, dırdır yapan söylenen bir adam yoktu karşımda. Hayatını sorgulayan, kendini sorgulayan, bir hiç uğruna verdiği savaşı anlamaya çalışan ama hep yenilen biri vardı. Zaman zaman kızarıyor, acı acı gülümsüyordu. Depresif duygularını tartmak için ‘’Hayattan bıktığın, Allah canımı alsın da kurtulayım dediğin oldu mu hiç?’’ diye sordum.''Olmaz mı hiç? Allahın bildiğini senden ne saklayayım doktor hanım, küfür bile ediyorum. İyisin sen iyisin, öyle yukarıda oturuyorsun rahat rahat, bizi nasıl böyle yarattın ?neden düşünmüyorsun ?diye kızıyorum ’’ Gülmeye başlamıştı ama gözleri dolu doluydu, bilirim o zoraki gülmeyi, hastalıklı bir gülmedir o ağlamamak için yapılan zoraki bir gülme, tanıdım gülmesini. Ağlamamalıydı hele bir bayanın, doktor da olsa bayanın karşısında ağlamamalıydı. O ağzı laf yapan, hastalarına ulaşmakta zorluk çekmeyen, ikna etme gücünü kullanan ben kalakalmıştım. ’’Elim kolum bağlandı, ne desem ben sana ? bilemiyorum o kadar dertli ve o kadar da haklısın ki’’ dedim.
Can Yücel’in şiiri vardır ‘’gitmek’’ En vurucu bölümü olan ‘’Sırf yemenin, içmenin, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı’’ cümlesini bana,Can baba tadında ama o yalın naif sıradan cümleleri ile anlatmıştı.
Nasıl açıklayacaktım hastama yaşam tarzı değişikliğini, yapması gerekenleri. Dilim döndüğünce anlattım. ’’Siz bana gelin, benden takip olun olmaz mı?’’dedim. Reçeteme bir antidepresan da ekledim. Ne yapabilirdim ki zaten hayatta kalabilmek için bir ömür veriyordu…..Bir ömür karşılığı, bir ömür ……..


Gitmek


Bugünlerde herkes gitmek istiyor.

Küçük bir sahil kasabasına,

Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.

Kiminle konuşsam aynı şey...

Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.

Bir kendisi.Bu yeter zaten.

Her şeyi, herkesi götürdün demektir.

Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.

Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.

Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.

ir yanımız "kalk gidelim",öbür yanımız "otur" diyor."

Otur" diyen kazanıyor.

O yan kalabalık zira...

İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,Güvende olma duygusu...

En kötüsü alışkanlık

.Alışkanlığın verdiği rahatlık,

Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.

Kalıyoruz...

Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...

Bir çocuk daha doğurmalar...

Borçlara girmeler...

İşi büyütmeler...

Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...

Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.

Değil bu şehirden gitmek,

İki sokak öteye taşınamıyorum.

Alıp götürsem gelmez ki...

Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,

Herkes onu, o herkesi seviyor.

Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;

Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,

kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.

Ölüm var zira.Ölüme inat tutunmak lazım,

İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.

Var tabii yapanlar, ama az.

Sadece kaymak tabakası.

Hepimiz kaçabilsek...

Bütçe, zaman, keyif...

Denk olsa.Gün içinde mesela...

Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.Sabah 9, akşam 18

Sonra başka mecburiyetler Sıkışıp kaldık.

Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli

Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.

Bir ömür karşılığı, bir ömür ya

Ne saçma...

Bahar mıdır bizi bu hale getiren?

Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama

Her bahar gitmek isterim.

Gittiğim olmadı hiç,Ama olsun...

İstemek de güzel.

Can Yücel

5 yorum:

Adsız dedi ki...

yeni adresim
http://mayri-hayriyeninrenkleri.blogspot.com


ESKİ ADRESİME GİRME
AÇIKLAMA YENİ ADRESTE

TEŞEKKÜR EDERİM.


Mayri-hayriye

<:))

csyasoo dedi ki...

Can Baba'nın en sevdiğim şiiri.Bedirhan Gökçe'den dinlenilmesi şiddet ile önerilir.

KatranKarası dedi ki...

Harika bir şiir, harika bir yazı. Eline sağlık...

bucera dedi ki...

@ csyasoo
@katrankarası

Bu şiiri okuyup da kendinden bir şeyler bulmayan var mıdır?

csyasoo dedi ki...

Yoktur :)