kader etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kader etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2010 Pazartesi

Ben Ne Kadınlar Gördüm Aslında Hiç Yaşamadılar


Bir torba dolusu boş ilaç kutularını döktü önüme.13-14 yaşlarında esmer,zayıf tüm dünyanın yükünü taşıyormuş gibi bakan kavruk bir çocuk.’’Kimin ilaçları bunlar’’ diye sordum.’’Annemin’’dedi..Oldukça ilerlemiş kalp yetmezliğinde kullanılan ilaçlardı.’’Kaç yaşında annen diye sordum.Galiba kırk dedi.Yeşil kartı elime aldım(artık karne oldu) resmine baktım rahat 70 gösteren boş anlamsız bakan bir yüz.Benden sadece 2 yaş büyüktü belki kendisi gelse teyzeciğim diyecektim.Sık başıma geliyordu bu,teyze dedikten sonra yaşını öğreniyor pişman oluyordum.Ben de artık çocuk sayılmazdım,hekimliğimin ilk yıllarında edindiğim bu alışkanlığımdan vazgeçmeye çalışıyordum.Resmi gördükten sonra aldığım kararın doğruluğunu düşündüm.’’Annen gelemez mi ? diye sordum.Yüzü daha da esmerleşti sanki.’’Yok yatıyo aylardır’’Sorduğuma pişman olmuştum .İlaçları yazdım belli ki artık son dönemleriydi.Tutamadım kendimi yine .’’Kaç kardeşsiniz senden küçüğü var mı? Var, sekiz kardeşiz üç küçük kardeşim daha var.’’dedi .Sessizce odadan çıktı.Çocuk gitmişti ama ben kadını ,yaşadıklarını ,çocukları düşünmeden yapamadım.Muhtemelen romatizmal ya da doğumsal kapak hastalığı vardı.Zamanında doktora götürülse,ameliyat olsa iyleşebilirdi.Onun yerine hastalığını daha da ağırlaştıran gebelikleri olmuş son noktaya kadar kimse onu doktora götürmemişti. Doğru ya niye götürsünler masraf etsinler yenisi daha ucuz daha genç daha sağlıklı.Hem sekiz çocuğa analık eder hem de üstüne sekiz çocuk daha doğurur.O çocukların duyguları manevi maddi ihtiyaçları.Bunlar da ne demek?O bölgede yaşayan kadınların sorunlarını hepimiz az çok biliyoruz da bu kadar yakından şahit olunca daha da bir sinirleniyor insan.O toprakların sözde aydınları,politikacıları insan hakları diye ortalığı birbirine katarken kadın hakları için niye bu kadar çaba göstermiyorlardı? Onlar için bile mi kadın hakları yeterince insan hakları değildi.O bölgede nüfusun yarısına yani kadınlara karşı her gün insanlık suçları işleniyor.

Atilla İlhan’ın bir şiiri vardır herkes bilir.''Ben ne kadınlar sevdim zaten yoktular'' der.
Ben ise ne kadınlar gördüm aslında hiç yaşamadılar…..




Ben ne kadınlar gördüm aslında hiç yaşamadılar
Çocuk kalpleri ile on beşinde kocaya vardılar
Düşünmeyi öğrenmeden seslerini susturdular
Ben gariban kadınlar gördüm ki hiç yaşamadılar
Sorgulamadan hayatlarını istediklerini
Yaşadılar yaşamasına dört duvar arasında
Acı çekmek olarak bildikleri
Birkaç çığlık ebe ninenin karşısında
Bildikleri doğurmaktı ömrü hayatlarında
Öğretmişlerdi;budur yaşama sebebin
Çünkü doğurdukça aynı sen gibi
Artıyordu değeri ahırdaki ineğin
Canlarından can kopuyordu çığlıkla
Çoğalmıyorlar eriyordu bedenleri
Her seferinde küçük küçük parça parça
Üremek değil tükenmekti kaderleri
Ben analar gördüm yirmisinde yaşlı
Otuzunda ihtiyar ellisinde ölü
Çocukları vardı gözleri yaşlı
Mahsun bakışlı karakaşlı

26 Ocak 2010 Salı

HATIRALARIMDAN'' BİR DELİ OĞLAN ÖYKÜSÜ''





Haftalardır yazmaya değer bir olay bulamıyorum ya da vardı da ben göremedim .Saat sabahın üçü uyku tutmadı heybemi şöyle bir yokladım size anılarımdan bahsetmeye karar verdim.Beni düşündüren,içimi burkan ,ağlatan,çaresiz hissettiren gülümseten anılar daha çok psikiyatri servisinde olduğunu fark ettim.Biz aile hekimliği uzmanları ‘’ne iş olsa yaparım abi’’gurubuna dahil olduğumuzdan asistanlık eğitiminde psikiyatrinin de yeri var.Çok da doğru bence hatta eğitim süresi daha uzun olmalı.

Size 1997 yılından, ******bahsedeceğim haydin gelin isim takalım adı ‘’deli oğlan’’ olsun galiba memleketinde de öyle diyorlardı ona. Bunca zaman geçmiş aradan hala unutamam kendisini, hissettirdiklerini,utancımı ,pişmanlığımı.Zaman zaman düşünürüm’’Nasıl oldu? ne yapıyor şimdi acaba? diye.Bu gece de aklıma düştü .Kısmetiniz varmış siz de okuyacakmışsınız.

Deli oğlan Anadolu’dan gelmiş,hayatta bir ablası var başka kimsesi yok.Ablası evli,yoksul malum el kapısında sürekli onun yanında kalamıyor.Kasabada ablasının eli üstünde olmasına rağmen,orda burada geçiriyor günlerini.Deli oğlan kimsesiz,deli oğlan şizofren hastası,tüm bunlar yemiyormuş gibi doğumsal kalça çıkığı var.Esmer iri yarı bir delikanlı bir o kadar da kara kaderli.
Şizofrenler ilaçlarını almadıkları ve hastalıkları kötüleştiği zaman öz bakımlarını yapamaz hale gelirler.Yıllarca yıkanmazlar en kötü hallerinde de tuvalet ihtiyaçlarını bile farkına varamadıklarından,pislikten,kokudan yanlarına yaklaşmak mümkün değildir.Deli oğlan servise getirildiğinde ilk olarak banyoya sokulmuş ve araba yıkar gibi sıcak su ve fırçayla üzerindeki yılların kiri ve dışkısı yıkanmıştı.Deli oğlanın durumu çok ağırdı ilaçlarla düzelecek gibi değildi hemen EKT’ye (elektro konvulzif tedavi) halk arasında bilinen isimle şok tedavisine karar verildi.Şok tedavisi size korkunç da gelse ,oldukça etkili ve yaygın olarak tüm dünyada kullanılan tedavi yöntemidir.Aradan onca yıl geçti belki şimdi daha iyi şartlarda yapılıyordur sadece o dönemde yapılma şartlarını eleştirebilirim.Neyse konumuz bu değil.Dediğim gibi deli oğlana şok tedavisi yapılmaya karar verilmişti ve uzmanımız hastayı bana vermişti ama ortada büyük bir sorun vardı.Hastanın kalça çıkığı olduğundan şok tedavisi esnasındaki kasılmalar nedeni ile kalça çıkığı olan eklemde kontrolsüz kasılmalar olacak ve belki hasta ciddi bir şekilde yaralanacaktı.Bundan dolayı hastaya genel anestezi altında EKT yapılmalıydı.Bu da ancak yoğun bakım şartlarında olurdu ki hastayı yoğun bakıma götürmek gerekiyordu.Hastane o kadar geniş alana yayılmıştı ki bizim servis bi ucunda yoğun bakım diğer uçtaydı arabayla ancak gidilirdi.Kalça çıkığı ve kontrolü olmayan bir hastayla o yolu yürümek imkansızdı.Yani iş başa düşmüştü.Her gün delikanlıyı arabama alıyor camlarını sonuna kadar açıyor kokudan dolayı öğüre öğüre yoğun bakıma götürüyordum,bir de yoğun bakım sorumlu hemşiresini afra tafrasını çekiyordum’’ Galoşları giydir,kirletme buraları,şu çarşafı ser,yine mi siz geldiniz ? öff leş gibi kokuyor’’ .Sanki hasta benim özel işimdi de bana iyilik yapıyordu.Şimdiki aklım olsa o kadar susmazdım ama sanırım biraz da hak veriyordum kadına,içimden ben de söyleniyordum hastaya.





Tedavinin ilk günleriydi, aylardan da Ağustos nasıl sıcak ,malum sıcakta da daha bir kokar her şey.Deli oğlanı yine EKT’ye götürecektim ki eşofmanına işemişti ve temiz eşofman yoktu,nasıl arabama alacaktım onu? Hışımla asistan odasına girdim bana hastayı veren uzmanımız da odada oturuyordu.Bıkkın öfkeli bir şekilde söylenmeye başladım’’***** abi hastayı bana verdiniz bendeki ne şans ama leş gibi kokuyor her gün arabama alıyorum kafamı camdan dışarı sarkıtarak öğüre öğüre yoğun bakıma götürüyorum bir de orada laf işitiyorum.Yine işemiş altına leş gibi temiz eşofman yok nasıl götüreceğim şimdi ?
Uzmanımızın o bakışını mimiklerini unutamıyorum sakin sakin beni dinledi hafif bir gülümseme oturttu yüzüne.O zamanlar ben daha yirmili yaşlarda. O da tüm bunları biliyor ;Çoluk çocuk yok,akıl bir karış havada,çıkışta arkadaşlarla buluşmalar ,öğlen arabaya doluşup kaçamak yapmalar,yok bu öğlen yemeği burada yiyelim ,hafta sonu şuraya kaçalım,şöyle giyinelim ,böyle takıştıralım….
Dediğim gibi ; o oturuyordu ben ayaktaydım beni bilge bir tavırla baştan aşağıya süzdü ve dedi ki ‘’Ne yapalım doktor hanım ? Allah hastayı öyle seni de böyle yaratmış’’
Başıma balyozla vursaydı ya da ne bileyim bağırıp çağırsaydı bu kadar etkilenmezdim.Sustum bir koltuğa yığıldım resmen, düşünmeye başladım.O da 1971 doğumluydu ben de .İkimizde aynı yıl gözlerimizi hayata açmıştık.Ben onun yerinde,o benim yerimde de olabilirdi.Ben şu anki sosyal konumumu,akıl sağlığımı hak edecek hiçbir şey yapmamıştım bana verilmişti.Aynı şekilde o da bu insana yakışmaz durumda olmayı hak etmemişti verilmişti ona.Ne kadar utandım kendimden ve şu satırları yazarken hala daha utanıyorum.
O günden sonra bir kere bile söylenmedim.Hemen gidip pazardan on tane eşofman altı aldım.Mümkün olduğunca temiz giydirmeye çalıştım.Şok tedavisi yapılırken elini tuttum.Arabaya götürürken koluna girdim.Zaten kısa bir süre sonra aklı başına gelmeye başlamıştı.Sohbet ediyorduk arkadaş gibi olmuştuk.O da halini fark edince kendine üzülmeye başlamıştı.Zeki bir delikanlıydı liseyi bile bitirmiş ondan sonra hastalanmıştı.’’Doktor hanım ne olacak benim halim? Çok kötü olmuşum ben’’derdi.Ben de ısrarla ilaçlarını bırakmamasını tembihlerdim.Bırakmadığı takdirde bir daha o kötü duruma düşmeyeceğini anlatırdım.

Taburcu olurken uzun uzun vedalaştık.Eline özenle yazdığım ilaç kullanım tarifini verdim.Tekrarlattım kendisine nasıl yutacağını.Çantasına 2-5 kutu ilaç koydum.Son son gözlerinin içine derin derin baktım ‘’Unutma ilaçlarını düzenli alırsan herkes gibi yaşarsın sen de ,güven bana ne olur ilaçlarını düzenli al’’dedim.

‘’Tamam doktor hanım söz ilaçlarımı yutacağım.Size çok teşekkür ederim sizi hiç unutmayacağım'' dedi

On üç yıl geçti, ben de onu unutmadım.Sanırım artık siz de unutmayacaksınız.....