
Çocuğunuz mu var? Allah bağışlasın; kötülüklerden, hastalıklardan, görünmez kazadan belalardan, esirgesin de hak ettikleri zamanlarda bazen ise sopasını esirgemesin diyorum. Siz ne dersiniz?
Çocukluk dönemi hayatı öğrenme ve hayata hazırlanma sürecidir.
Biz anne babalar olarak çocuklarımızı gerçek hayata hazırlıyor muyuz acaba?
Size poliklinikten iki farklı çocuk örneği vereceğim. Siz de yok mu bunun ortası diyeceksiniz? Var bizim nesil 1970’lerde doğanlar. Biz o her yönü ile arada kalmış bir nesiliz ama ne yazık ki soyumuz tükeniyor. Maalesef annelerimiz babalarımız bizi nasıl yetiştirdiyse, biz çocuklarımızı öyle yetiştirmiyoruz. Dediğim gibi soyumuz tükeniyor.
Çocukluk dönemi hayatı öğrenme ve hayata hazırlanma sürecidir.
Biz anne babalar olarak çocuklarımızı gerçek hayata hazırlıyor muyuz acaba?
Size poliklinikten iki farklı çocuk örneği vereceğim. Siz de yok mu bunun ortası diyeceksiniz? Var bizim nesil 1970’lerde doğanlar. Biz o her yönü ile arada kalmış bir nesiliz ama ne yazık ki soyumuz tükeniyor. Maalesef annelerimiz babalarımız bizi nasıl yetiştirdiyse, biz çocuklarımızı öyle yetiştirmiyoruz. Dediğim gibi soyumuz tükeniyor.
Gelelim poliklinikte bana gelen farklı iki gurubu anlatmaya;
Grup-1-; Benim poliklinik kapım, kumlu cam olduğundan hasta içeriye girmeden önce onları gözlemleme şansım oluyor, ya da şansızlığım, bazen ciddi sinirlendiriyorlar beni.
Kapının ardından bir yetişkin gölgesi vardır, o yetişkin gölgesini kucağında bir de bebek gölgesi bulunur. Muhtemelen, anne olan bu gölgenin etrafında da çeşitli boyutlarda kapıya bir yaklaşan bir kaybolan çocuk gölgeleri dolanmaktadır. Anne gölge zaman zaman çocukların kollarından çekiştirmekte, çocuklar ise bazen beni yerimden sıçratacak şekilde kapıma tekmeler atmaktadırlar.
Bazen bu anne gölgenin eli hızla çocuk gölgeye iner ve bu esnada şöyle ses çıkarır ama en cırtlağından’’Kızzz bi duur alllah belanı vermeeye’’ sonra ‘’çat’’ sesi. Ardından ‘’behüüüü’’ şeklinde çocuk ağlaması. Fakat şiddetli çat sesine orantılı olarak, o ağlama çok şiddetli değildir ve kısa sürer.
Bu kadar bilgiden sonra o ailenin odadaki hallerini tahmin edebilirsiniz artık..
Bakımsız, ezik, boy boy çocuklar. Doktorun yüzüne bakamayacak kadar çekingen ürkek. Gelişim genelde Türkiye ortalamasının altında. Sorularımı cevapsız bırakan, sadece önüne bakan çocuk…...
Grup 2; Muhtemelen eğitimli anne kibarca odama girer, selam verir gülümser. Şikayetlerini sorarım başlar ’’ Ökürüyoruuzzz, burnumuz akıyor, galiba ateşimiz de var bir kere de kustuk.?

‘’Kustuk? Hep beraber mi ? Çocuk kusunca dayanamadık doktor hanım, o öğürdü bir köşede, halıyı kirletti, benim de canım çekti ben de koltuğun üstünü doldurdum mu? ‘’Böyle bir şey mi?
Tabii bunlar iç sesimin anneyle dalga geçmesi. Bazen inadına sorarım
-’’ Hepiniz mi hastalandınız?’’ diye . Bazen es geçerim bu diyaloğu şikayetleri dinlerim.
Bazen ise şikayeti sorarım, anne kibarca çocuğa döner
Bazen ise şikayeti sorarım, anne kibarca çocuğa döner
-‘’Anlat bakayım doktor teyzene neyin var?’’
Bu annenin yaptığı en büyük hatadır, çünkü çocuk için hafif bir soğuk algınlığı semptomları, o kadar da kötü bir şey değildir başlar kendi derdini anlatmaya.
-’’Annem yemek ye dedi, ben istemedim, sonra az yedim ama tabağımı bitirmedim diye kızdı. Ben istemedim, zorla kaşığı ağzıma soktu, ben açmadım ağzımı, sonra bağırdı zorla açtı ağzımı sonra kustum ben.’’
Anne atılır oradan, eyikik eyikiki diye zorla gülerek
Anne atılır oradan, eyikik eyikiki diye zorla gülerek
-’’ Yavrucum onu anlatma, hani öksürüyorsun ya onu anlat.’’
Sonra bakar ki, çocuk kirli çamaşırları dökecek başlar kendisi anlatmaya ama benim elime koz verilmiştir bir kere.
Demek kızınız kusuyor öyle mi? Lütfen kendinizi kızınızın yerine koyar mısınız? Sizden 2-3 kat büyük ve kuvvetli canlılar, hasta olduğunuz ve iştahınız olmadığı bir günde size göre oldukça fazla olan tabaktaki yemeği bitirmeniz için zorluyorlar, hatta suratınızı kaplayan kocaman eller ile mengeneye benzer parmaklarla, ağzınıza büyük gelen kaşıklarla ağzınızı dolduruyorlar. Nasıl hissederdiniz kendinizi? Kusmaz mıydınız? Hatta doktora anlatılacak en büyük dert bu olmaz mı? hastalıktan çok bu travma canınızı sıkmaz mıydı?
Lütfen çocuklarınızı zorlamayın her canlı kendine yetecek kadar beslenme içgüdüsü ile donatılmıştır zaten. Bu temel bir içgüdüdür. Siz bu tür zorlamalar ile bu içgüdüyü, hassas dengeyi bozuyorsunuz. Obez çocuklar, yeme problemli gençler yetiştiriyorsunuz. Siz besleyeyim derken, çocuğunuza kötülük yapıyorsunuz.
Sonra bakar ki, çocuk kirli çamaşırları dökecek başlar kendisi anlatmaya ama benim elime koz verilmiştir bir kere.
Demek kızınız kusuyor öyle mi? Lütfen kendinizi kızınızın yerine koyar mısınız? Sizden 2-3 kat büyük ve kuvvetli canlılar, hasta olduğunuz ve iştahınız olmadığı bir günde size göre oldukça fazla olan tabaktaki yemeği bitirmeniz için zorluyorlar, hatta suratınızı kaplayan kocaman eller ile mengeneye benzer parmaklarla, ağzınıza büyük gelen kaşıklarla ağzınızı dolduruyorlar. Nasıl hissederdiniz kendinizi? Kusmaz mıydınız? Hatta doktora anlatılacak en büyük dert bu olmaz mı? hastalıktan çok bu travma canınızı sıkmaz mıydı?
Lütfen çocuklarınızı zorlamayın her canlı kendine yetecek kadar beslenme içgüdüsü ile donatılmıştır zaten. Bu temel bir içgüdüdür. Siz bu tür zorlamalar ile bu içgüdüyü, hassas dengeyi bozuyorsunuz. Obez çocuklar, yeme problemli gençler yetiştiriyorsunuz. Siz besleyeyim derken, çocuğunuza kötülük yapıyorsunuz.
Anne sözde beni haklı bulur. Sıra muayene gelmiştir. Çocuk muayene masasına bin bir rüşvet ve şartlarla oturtulur. Şımarık sesle başlar sormaya ‘’Aaaaa çubuk istemiyoorummm, çubuğu niye ağzıma sokuyyooosuunnn ?
- Boğazını daha iyi görmek için evladım.
- ‘’Bana ne yaaa açmıcam işte annneee ya tühhh sana’’.Şükür bugünde tükürüklendim bakalım tekmeyi ne zaman yiyeceğim? Geldi geliyor…
- ‘’Bunu niye kulağıma sokuyorsun sen?
- ‘’Kulağını daha iyi görmek için yavrum.’’
- Boynunda asılı olan şey neeee?
- ‘’Ciğerlerini daha iyi dinlemek için yavrum.Yavrum ver onu bana bakiiim, aaa oyuncak değil bu ama bozulabilir versene!!!
Yavrucuğum ( yavrucuğumu artık zoraki bir gülümseme ve gergin bir ses tonu ile söylemeye başlarım) sen kırmızı şapkalı kızın masalını biliyorsun dimi? Sen aynı kırmızı şapkalı gibi şirin şirin sorular soruyorsun. Bil bakalım ben kimim? Birazdan kurt kadına dönüşeceğim. Sen dişlerimi soracaksın ben de ‘’ Seni daha iyi parçalamak için yutmak için yavrum diyeceğim’’ Aaa annesi lütfen stetoskopumu çocuğun elinden kurtarır mısınız?
Tahmininiz üzerine kurt kadına dönüşen iç sesimin, dış sese dönüşmemesi için kendimi zor tutarak, hala çocuğa şirin gözükmeye çalışarak, hayatında eksik olan otoriteyi vermeye çalışırım, nafile.
Bazen eğitimli ailelerin o tek çocuklarını eğitime göndermeleri gerektiğini düşünüyorum. Hani köpekleri gönderiyorlar ya K bilmem ne eğitim kursu. Bu çocuklara da lazım. Şöyle 7-8 çocuklu, az gelirli bir ailenin içine atacaksın. En iyisi bu aileye koruyucu aile diyelim. Sosyal hizmetler, tek çocuklu aileleri gezip inceleyip sonra gerekli gördükleri takdirde, çocuğu gerçek ailesinden alıp, bu koruyucu ailelere vermelidirler. Çocukları gerçek ailelerinden korumalıdırlar. Yeni aileye de ek gelir olur, bir şey yapmalarına gerek yok onlar normal hayatlarını sürdürürken, bizim şımarık çaylak şaşkın ilk eğitimini almış olur.
Önce kimse peşinden koşuşturmadığı için yemek yemez herhalde. Aaa bir bakar kardeşleri
( yeni koruyucu ailesindeki çocuklar, eğitim süresi boyunca onun da kardeşleridir artık) her bir şeyi silip süpürmüş. Onun beğenmediği bir kap yemek ile 2-3 dilim ekmeği iştahla yemişler.
Sonra acıkır bizimki, bisküvi, şeker, çikolata ister ama yeni koruyucu ailesinde öle şeyler yoktur.
Ortada dolanarak üç beş kırık oyuncakları sahiplenmeye çalışırken ilk darbeyi yer, elinden alırlar, basar yaygarayı ama hiç kimsenin umurunda değildir, ağlamasını kimse takmaz ve oyuncaklar elinden alındığı ile kalmaz mızmızlanıp duruyor diye ;
‘’Eee bi de seni mi çekeceğiz kes len zırlamayı’’ diye fırçayı yer, hatta tokadı da yiyebilir. Bu o ailenin kullandığı eğitim metoduna göre değişebilir.
Hayata karşı ilk dersini almıştır. Ortalıkta olan her şey onun değildir, elde etmek için ağlaması ise hiçbir işe yaramaz.
Akşam yemeğinde çok acıkmıştır. Hemen sofraya çağrılmadan oturur. Yavaş yediği için bir fark eder ki ekmek bitmiştir ve sofraya başka ekmek gelmez.
İkinci ders de başarılı sonuçlanmıştır. Hayatta kalmak için kendisini kendi düşünmelidir başkaları seni düşünmez haklarını korumaz. Ekmek aslanın ağzında.
Yetişkinler dünyasından ne kadar tanıdık bir kural değil mi?
Çocuk yeni ailesinde bakar ki kimse ona tapınmıyor. Sevilmek için önce onun sevmesi ve verici olması lazım. Büyük tezat. Halbuki o öğrenmişti ki;
-‘’Ben ailemin ağzına etsem şımarıklığım, benciliğim ile onları da çıldırtsam yine de tapınıyorlar bana. Ben süper bir şeyim ve aynı yolda devam etmeliyim. Ailemdeki bireyler birer böcek. Onların sevgilerinin çok da anlamı yok, varlığım onlara yeter ben dünyanın merkezindeyim. Onların görevleri zaten bana hizmet etmek, bir de teşekkür edecek halim yok ya.’’
Bu kuraldır; Bir şeyi bol miktarda ve çaba sarf etmeden elde ederseniz o şeyin değeri çok azalır. Bu durumda, ailenin verdiği sevginin değeri çocuğun gözünde sıfırlanır. Ne acı! sevginin değersizleşmesi.
Nasıl? hazırladınız mı çocuğunuzu hayata?
Hayata karşı ilk dersini almıştır. Ortalıkta olan her şey onun değildir, elde etmek için ağlaması ise hiçbir işe yaramaz.
Akşam yemeğinde çok acıkmıştır. Hemen sofraya çağrılmadan oturur. Yavaş yediği için bir fark eder ki ekmek bitmiştir ve sofraya başka ekmek gelmez.
İkinci ders de başarılı sonuçlanmıştır. Hayatta kalmak için kendisini kendi düşünmelidir başkaları seni düşünmez haklarını korumaz. Ekmek aslanın ağzında.
Yetişkinler dünyasından ne kadar tanıdık bir kural değil mi?
Çocuk yeni ailesinde bakar ki kimse ona tapınmıyor. Sevilmek için önce onun sevmesi ve verici olması lazım. Büyük tezat. Halbuki o öğrenmişti ki;
-‘’Ben ailemin ağzına etsem şımarıklığım, benciliğim ile onları da çıldırtsam yine de tapınıyorlar bana. Ben süper bir şeyim ve aynı yolda devam etmeliyim. Ailemdeki bireyler birer böcek. Onların sevgilerinin çok da anlamı yok, varlığım onlara yeter ben dünyanın merkezindeyim. Onların görevleri zaten bana hizmet etmek, bir de teşekkür edecek halim yok ya.’’
Bu kuraldır; Bir şeyi bol miktarda ve çaba sarf etmeden elde ederseniz o şeyin değeri çok azalır. Bu durumda, ailenin verdiği sevginin değeri çocuğun gözünde sıfırlanır. Ne acı! sevginin değersizleşmesi.
Nasıl? hazırladınız mı çocuğunuzu hayata?
Okula başlayacak hangi arkadaşları ona prens prenses muamelesi yapacak?
Sevgili edinecek sevmeyi bilmeyen genç ilişki kurmaya çalışacak.
’’ Sonra da hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar, hiç mutlu değiller’’ diyeceksiniz.
Siz onlara mutlu olmayı öğrettiniz mi?

Mutlu olmak için sevilmek ve takdir görmek lazım. Dışarıda gerçek hayatta hiç sevmeyen biri sevilir mi? Başkaları için hiçbir şey yapmayan genç takdir görür mü?
Bu çocuk veya genç dışarıda mutlu olabilir mi?
Siz çocuğunuzu hayata hazırladınız mı?
Örnekleri uzatabilirim. O bireyin eşini düşünün. En korkuncu, patronunu düşünün. Tabi tabi patronu eminim ona prens/prenses muamelesi yapacaktır, yapsa yapsa saray soytarısı yapar kendine.
Tabii bana sorabilirsiniz siz çocuklarınızla ne yaptınız?
Anlatayım efendim…….
Okumuş, güngörmüş anneyiz ya. Hamileliğimle beraber çocuk gelişim kitapları alındı, okundu hazırlık yapıldı ve görmemişlerin oğlu oldu. İki alenin de ilk torunu. Şımartıldı haliyle tepemize çıktı. Çocuk büyüdükçe;
-’’ Ne oluyor ya, bir yerde hata yapıyoruz ‘’diye düşünmedim değil.
Üç yaşına geldi tamam dedik ev sıkıyor kreşe başlatmalıyız. Kreşe başladı 3 gün sonra rehberlikten çağırdılar. Ana okula başladı rehberlikten çağırdılar. İlkokula başladı artık biliyorduk ki rehberlikten çağıracaklar nitekim çağırdılar.
Oturduk eşimle konuştuk ilk çoğumuz ziyan oldu bir tane daha yapalım bari. Belki kardeşi olursa daha iyi olur.
Üç yaşına geldi tamam dedik ev sıkıyor kreşe başlatmalıyız. Kreşe başladı 3 gün sonra rehberlikten çağırdılar. Ana okula başladı rehberlikten çağırdılar. İlkokula başladı artık biliyorduk ki rehberlikten çağıracaklar nitekim çağırdılar.
Oturduk eşimle konuştuk ilk çoğumuz ziyan oldu bir tane daha yapalım bari. Belki kardeşi olursa daha iyi olur.
İkinci oğlum dünyaya geldi. Tek satır çocuk gelişim kitabı okuduysam arap olayım. Annemim yöntemini kullanıyorum. Yemek mi yemicen, sen bilirsin. Yatma saati geldi yatağa ‘’vay başında üç saat bekleyeyim uyusun, yok on beş masal okuyayım ömrüm çürüsün yok. Masal okundu bitti yat artık. İlk zamanlar ağlamadı mı? ağladı. Baktı ki işe yaramıyor kendi kendine uyudu.
Büyük oğlum ile kavga mi ediyorlar?
‘’Susun len sizi mi çekeceğim geliyor bak terlik.’’diyorum.
Ah o annelerimizin terlikleri ne mübarek terliklerdi onlar. Annelerimiz o terliklere öyle falso verdiriyorlardı ki ben kaçarken ardımdan köşeyi dönüyordu. Terlik değil hedefe kilitlenmiş füze mübarek.
Velhasıl büyük oğluma da iyi geldi kardeşi. Paylaşmayı öğrendi sevgiyi ilgiyi paylaştı. Sorumluluk aldı. Kardeşini çok sevdi her zaman korudu. O çocuk mükemmel bir abi oldu artık biliyorum ki çok iyi de bir insan olacak.
Ben iki oğlumu iki farklı yöntemle büyütüyorum (büyütüyordum demek daha doğru olur büyük oğluma uyguladığım yöntemi zararlarından dolayı erken sonlandırmak zorunda kaldım, devam etmem hiç etik değildi ) biri anneden kalma diğeri güya ilgili bilinçli okumuş anne yöntemi.
İki ayrı denek gurubu diyebiliriz. Bu çalışmanın kesin sonuçları henüz açıklanmadı hala izlemekteyim ama kesin olmayan sonuçlara göre; Geleneksel yöntem daha başarılı gibi benden söylemesi.