4 Eylül 2010 Cumartesi

TELGRAFIN TELLERİNE HATIRALAR KONAR


Çok sık düşünüyorum bunu; bu meslek bana göre değil. Sürekli acının, hastalığın, bunlar olmasa bile yaşlanıp yetilerin kayıplarının olduğu ve kayıplarının farkındalığından dolayı ölesiye üzülen insanların bulunduğu bir işi yapıyorum.

‘’O kadar çok işitiyorum ki yaşlılık zor kızım çok zor sakın yaşlanmayın emi.’’

Dokuz yıldır aynı bölgedeyim, yıllardır gelen hastalarım, gözümün önünde daha da yaşlandılar, ya önemli hastalıkları çıktı,ya da bazılarını kaybettim. Çabuk bağlanırım ben insanlara. Hayatımın bir döneminde arkadaş olarak yaşamıma girmiş sevdiğim bir insan artık benim bir parçamdır sanki,, kolay kolay hayatımdan çıkmaz. Çıkarsa eğer üzülürüm.Ben hayatta en çok dost biriktirdim galiba,bu açıdan çok şanslıyım.

Bu denli olmasa da sevdiğim hastalarıma da bağlanıyorum veya hallerine üzülüyorum. Dün polikliniğe ne zamandır görmediğim eski bir hastam geldi. İlaç raporunu yeniletmek için gelmiş yoksa gelecek hali yokmuş. Demek ki iki yıldır gelemiyordu eşi yazdırıyordu ilaçlarını en son ona yine ben ilaç raporu çıkarmışım. Hastamı hatırladım tansiyon ve kalp ilaçlarının raporunu çıkarmış ama çok soluk bulduğum için kansızlık ile ilgili tahliller istemiştim. Bir erkek hasta da kansızlık varsa bu genelde pek hayra işaret değildir. Tahlil sonuçlarında derin bir anemisi vardı, diğer kan hücreleri de normal değildi ve poliklinik şartlarında çözülemezdi. Acilen tıp fakültelerinden birine baş vurmasını istemiştim. O günden sonra İstanbul Tıp fakültesinde hematolojiden takipliymiş. Bana tam olarak tanısını söyleyemedi ya aplastik anemisi vardı ya da kronik lösemilerden biriydi tanısı.Yani ikisi de yüz güldüren hastalıklardan değil. Arada bir gidip kan taktırıyormuş daha soluk daha bitkin göründü gözüme.

Beni kendisi ile ilgili görünce başladı anlatmaya

-‘’ Doktor hanım, Sema kızım, dedim mi sana daha önce? Ben Sema ismini çok severim güzel bir hatırası vardır bende.’’

-‘’Yok hiç anlatmadınız, anlatın isterseniz dinlemek isterim’’

-‘’1954 senesinde memleketimiz Gaziantep’de iş bulamayınca İstanbul’a geldim.Gençlik var o zamanlar memleketimden ilk defa ayrılmışım, hasretlik çekiyorum.İstanbul çok başka bir yer, sanki başka bir dünyaya gelmişim , kalabalık, gemiler, köprüler….ama çok güzeldi o zaman İstanbul.Şimdi ki gibi değil herkesin herkese saygısı sevgisi vardı. S. Ahmet’te ev tuttum. Eskiden Gülhane parkında ne şenlikler olurdu. Bir akşam Zeki Müren konser verdi.’’Telgrafın direkleri semaya bakar’’ bu türküyü söyledi çok duygulandım. Telgraf geldi o günlerde yeğenim olmuş adını Sema koyun dedim. Sağ olsunlar koymuşlar. O türküyü de Sema ismini de çok severim.

-‘’Telgrafın tellerine kuşlar mı konar’’ diye başlayan türkünün devamında mı var bu dize ?’’ diye sordum.

-‘’Evet kızım’’ dedi başladı türküyü sessizce ince bir ses ile söylemeye.

İlk kıtasını ancak söyleyebildi devamına nefesi yetmediğinden sadece sözlerini söyledi;


Telgrafın tellerine kuşlar mı konar

Herkes sevdiğine böyle mi yanar

Yanına gel yanıma da yanı yanı başıma

Şu gençlikte neler geldi cahil başıma

Telgrafın tellerini arşınlamalı

Yar üstüne yar seveni kurşunlamalı

Telgrafın direkleri semaya bakar

senin o ahu bakışların ne canlar yakar

Yanıma gel yanımda da yanı yanı başıma

Şu gençlikte neler geldi cahil başıma


Gözleri dolu dolu oldu ağlamaklıydı. Kim bilir söylerken nerelere gitmişti. Geçmişi ile sanki veda eder gibi bir hali vardı. Duygusallığından utanır gibi açıklama yapma gereği duydu; Çok hassa oldum be kızım her şeye ağlıyorum yaşlılıktan mı ? Acıklı bir film izlesem hiç dayanamıyorum.

-‘’Yaşlılıktan değil ben de çok kolay ağlarım. Hassa bir insansınız demek ki.

Yeşil gözlerinden soluk yanağına süzülen iki damla yaşı sildi ayağa kalkmaya çalıştı. Karısı hızla yerinden fırladı sevgiyle yüzüne baktı ve koluna girdi. Yavaş yavaş odadan çıktılar. Ben yine arkalarından yaşama dair dilimde buruk bir tat ile bakakaldım …

Her zaman derim her insan bir hikayedir, koskocaman dünyadır ama yine de hiç yaşamamış o kocaman duyguları taşımamış gibi ölmekte ve yok olmaktadır.

12 yorum:

bad-ı saba dedi ki...

Bucera abla yaaaa dağıttın gene beni.
bitiriyor senin bu poliklinik hikayelerin beni.süperler.

CEPAYNASI dedi ki...

ölüm...
düşününce herşeyin anlamını yitirdiği nokta...

nesimi dedi ki...

doktor hanım,doktor hanım!
okuyucularınız arasında da benim gibi yaşlılar olabileceğini lütfen hesaba alınız ve bu nevi yazılarınızla kalbimizi nasıl titrettiğinizi bir düşününüz efendim.
sevgili bucera hanım doğrusu haddimi biraz aşmak istiyorum bu gün,ama;serde ne varsa bilmiyorum işte ....

sağlıkla kalın

Depresif Ayu dedi ki...

doktorluk zor iş. hep düşünmüşümdür insanların zor durumları karşısında bu dayanma gücünü nerden buluyorsunuz diye. bazı doktorlara kızarım domuz gibiler diye ama belki onlar da kendilerini koruma mekanizması olarak bir kabuk sarıyorlar etraflarına. eniştem onkolog olduğu için hasta kayıpları konusuna fazlasıyla aşinayım. bende empati yeteneği çok fazla olduğu için bu gibi durumlar sonucunda kafayı yer otururdum sanırım.

Bucera dedi ki...

@ bad-ı saba
Canım benim ya hassas yürekli okuyucum arkadaşım küçük kardeşim :)

@cep aynası
Ölüm...dillerin lal olduğu an

@ nesimi
Yaşınızı abarttığınızı düşünüyorum, yürek titremesi yaşlılıktan değil o yüreğin güzelliğinden. Bakınız bad-ı sabaya genç yüreği nasılda titremiş

@ depresi ayu
Ne olursa olsun domuz gibi olmak yakışmaz bir doktora. Tabii ki'' vah vah ne olacak senin bu halin dağ gibi adamsın nasıl eriyeceksin böyle '' deyip zırıl zırıl ağlamak hiç yakışmaz :)
Dengeyi tutturmak lazım. Ben mesela yazıyorum ya da çoğu zaman deliliğe vuruyorum ki bir çok yazımda da vardır bu. Bunlar da hayatla başa çıkma yöntemlerinden bazılarıdır.

Hepiniz öpüldünüz bon bon şekerlerim

TuTsİ dedi ki...

Yordun yine gözlerimi

Yaşlanmadan ölene acırız

yaşlanıpta ölene de

ölüm başka bir güzelliktir de

ayrılık hasret olmasa.

Bucera dedi ki...

Ölüm başak bir güzellik ?

ilginç bir bakış açısı ama evet hasrettir canımızı acıtan.

B. dedi ki...

Doktor Hanım, posta kutunuzda bir adet mail tarafınızdan okunmak üzere bekliyor. :)

Bucera dedi ki...

@ B

En güzel bayram hediyesi :)

Beyaz dedi ki...

Ne güzel demişsin dost biriktirdim en çok diye.
Bende, bende öyle. Bende çabuk bağlanıyorum insanlara

Mahmut EMİN dedi ki...

..ölmekte ve yok olmakta?
özür dilerim ben böyle düşünmüyorum.
daha doğrusu, ölümü -yok olmak- gibi algılamıyorum.Belki de, yeni bir doğuş, "Şeb-i Arus" gibi...
Saygılarımla

Bucera dedi ki...

@ Beyaz
İnan hiç pişman olmadım insanlara Çabuk inanıyorum kolay bağlanıyorum diye. Umarım bundan sonra da hiç olmam.

@ Mahmut Emin

Bu yazdığımı bu dünya ile sınırlı düşünün ben öyle düşündüm, derin düşününce yok olmadığımıza ben de inanırım.