17 Haziran 2010 Perşembe

BEN GAZİNOCULAR KRALIYIM İSTERSEN SENİ ÇOK MEŞHUR YAPABİLİRİM




Poliklinik kapım açıldı, orta yaşın üstünde, biraz kilolu, ciddi yüz ifadesine rağmen yine de güleç yüzlü olduğu izlenimini veren bir bey girdi odama. Çok farklı guruplardan hasta profilim olduğunu daha önce yazmıştım. Bu bey de tahminimce, dirsek çürütmüşler sınıfındandı. Yoğun günlerden olmadığım için kitap okuyordum, kitabın içine ayıracı yerleştirerek,
-‘’Buyurun sizin neyiniz vardı?’’ diye sordum.
Şeker hastası olduğunu ve bir takım başka ilaçlar daha yazdırmak istediğini söyledi.
-‘’Buyurun oturun ayakta kalmayın yazayım’’ dedim. Ben reçeteyi yazarken konuşmayı sürdürdü.
’’Okumayı seviyorsunuz galiba? Ben editörüm, yıllarım Türkçenin doğru kullanılması için uğraş vermekle geçti. Seminerler veriyorum, yazılar yazıyorum. Yıllarca TRT spikerleri bile yanlış konuşuyor, telafuz ediyorlardı, yanlışları düzeltmekle uğraştım. Madem okumayı seviyorsunuz size kitabımı takdim edeyim, çalışmalarımdan örnekler içeriyor ‘’Suçlular Aramızda’’ ( medyacını el kitabı)’’. isimli kitabını uzattı.
Kitabın kapağında kendisine benzeyen karikatür vardı. Karikatürde ağız açık, parmaklar arkasında dil ise yara bantlarıyla kaplıydı. Konuya cuk oturmuş bir karikatür diye düşündüm.
Yeni yeni bir şeyler yazmaya başladığım ve yazmanın, yani doğru yazı yazmanın ne kadar zor olduğunu fark etmeye başladığım zamanlardı. Hatta oğlumun imla kılavuzunu bile şöyle bir açıp kabaca okumuştum.
-‘’Haklısınız Hüseyin bey ( Bu arada adının Hüseyin Movit olduğunu öğrenmiştim) Yazı yazmak hiç de kolay bir şey değil ben de yeni yeni yazmaya çalışıyorum ama Almanya’da büyümüş olmamdan dolayı Türkçem çok iyi değil sanırım, kim bilir ne hatalar yapıyorumdur.’’ dedim.
- ‘’Yazı yazıyorsanız bana gönderin bakarım düzeltirim ben.’’ dedi.
Aman allahım şimdi bu ciddi beye, TRT spikerlerine fırça kaymış, Türkçe gönüllüsüne benim yazılarımı nasıl okuturum?
- Yok Hüseyin bey siz yazı yazıyorum dediğime bakmayın. Ben öylesine eğlencelik kendi kendime yazıyorum, yani affedersiniz ama ben cıvık yazıyorum. Önemli değil yazdıklarım.
-Anlıyorum mizah yapıyorsunuz sanırım ama insan mizah yaparken düşündürmelidir de öyle demeyin bir bakayım yazılarınıza.
Hüseyin beyden blog adresimi göndermek içinde mail adresi olan kartını almıştım. Akşama blog sayfamı açtım o günlerde sayfamda duran ‘’Mabadımda efendim mabadımda’’ isimli yazı vardı. Bir de bu başlık yetmemiş gibi altta daha cıvık bir yazıya link vermiştim. İlk önce o linki kaldırdım. Sonra kuzenim sulu sulu ( aslında oldukça eğlenceli ama ciddi editörün gözünden bakınca sulu gelmeye başladı) yorumlar yazmıştı onu sildim. Kuzene telefon açtım ‘’**** kusura bakma ya ilk defa bir hastama blog sayfamdan bahsettim oldukça ciddi bir adam senin yorumunu ve sana verdiğim cevabı sildim. Şimdi demesin koskoca doktor olmuş şu yazdıklarına bak.
Hani kapıya misafir dayanmışken ortalıktaki dağınıkları alelacele dolaplara sıkıştıran ev sahibi gibiydim ama çok fazla da bir değişiklik yapamazdım elimde olan da buydu. Akşama mail adresine blog sayfamın adresini gönderdim.

Aradan günler belki haftalar geçti hatta ben unutmuştum neredeyse. Hüseyin bey ilaç yazdırmaya gelmişti yine. İçim içimi yiyordu ama kendisi hiçbir şey söylemediğinden ben de konuyu açmıyordum. Belli ki okumuştu ama o kadar saçma bulmuştu ki kötü bir şey söylemektense konuşmamayı yeğliyordu. Tam kapıdan çıkarken yine de dayanamadım.
-‘’Hüseyin bey sayfama bakabildiniz mi? diye korkak kısık bir ses ile sordum.
Çıkmak üzereyken gülerek geri döndü. Gülüyordu bu iyi bir işaret miydi? Yoksa alaycı bir gülme mi? Evde de o göbeğini hoplata hoplata gülmüş benimle dalga mı geçmişti acaba ? ‘’Hi hi ho yazıya bak çok saçma yazılar gördüm ama bu kadarını da görmemiştim’’ diyerek eğlenmiş miydi ? Ben bunları düşünürken Hüseyin bey konuşmaya başladı.

-‘’Yazılarınızı okudum Sema hanım tabii ki hatalar var ama düzeltilir sorun değil. Özellikle de ‘’Mabadımda Efendim Mabadında’’ isimli yazınıza çok güldüm eşime de okuttum o da çok beğendi.(oleyy beğendi lafı geçti) Ben gençken yazlık sinemalarda filme ara verilince’’ mabadı az sonra’’ yazardı. O günler aklıma geldi o zaman anlamazdık tabii ‘’arkası’’ anlamındaymış. Bakın ne diyeceğim size; siz yazın devam edin belki de size küçük bir cep kitapçığı çıkarırız böyle insanların ayak üstü yolculukta kolayca okuyabileceği çerez gibi. Ucuz bir de fiyat koyarız.
Ne işitiyordu bu zavallı kulaklarım? İnanmıyordum kitapçık mı diyordu? Benim kitabım mı? Nasıl olur ? diyordum. İnanamıyordum olası görmüyordum. Hüseyin bey ise;’’ Neden olmasın siz yazın devam edin.’’ diye beni cesaretlendiriyordu.

Aslında her zaman içimde yaşayan o sanatçı ruhlu çocuğun başını taa küçüklüğünden beri ezmişlerdi. Her kız çocuğu gibi balerin olmak istemiştim. Biraz büyüyünce de piyano çalmak. Piyano almak zor olduğundan babam beni keman çalmaya ikna etmişti, o işçi maaşı ile Almanya’da bana özel keman dersleri bile aldırmıştı ama kemana yetenekli değildim. İstanbul’a döndüğümüzde içime Tiyatro ve dans aşkı düşmüştü. Lise ikide, o varoş lisesine iki beden büyük gelen edebiyat hocamız Ahmet Kaçanaylar (yaşıyorsa uzun ömürler, hakkın rahmetine kavuştuysa nur içinde yatsın) desteği ile liseler arası tiyatro yarışmasına katılmış ve başarı elde etmiştik. Edebiyat hocamızın arkadaşı olan ünlü tiyatro oyuncusu Üstün Asutay’ı bile provalarımıza getirmiş bize tiyatroyu sevdirmişti. Oyunun bir sahnesinde Pink Floyd ‘un Wall isimli parçasında öğrenci bunalımlarını dans ederek anlatmıştık. Ortada dans eden, asıl duyguyu veren baş dansçı bendim, yine dansımızın kreografisini edebiyat hocamızın balerin bir arkadaşı yapmıştı. Yani aylarca ciddi ciddi sanat ile yoğrulmuştuk. Oyunumuza özel bir beste bile yaptırmıştı öğretmeniz. O zamanlar söylemeye başlamıştım annemlere ‘’Ben konservatuara gitmek istiyorum’’diye. Söylerken bile o kadar olası görmüyordum ki ısrar bile etmemiştim. Onlar da ‘’Olmaz öyle şey ‘’deyip. Kestirip atmışlardı. Aslında ben doktor da olmak istiyordum. Ya da akıllı uslu çalışkan kızlar doktor olur diye mi doktor olmak istiyordum ben de bilmiyordum. Sonuç itibari ile lise sonda tiyatro aşkını bırakmış, dershaneye yazılmıştım. Sonra uzun uzun yıllar geçmişti. Yaş otuz beşi geçince bu sefer de ‘’keşke yazar olsaydım’’ diyerek ufak tefek bir şeyler yazmaya başlamıştım ama biliyordum ki o treni de kaçırmıştım. Yazar olmak için önce çok ama çok okumak gerekliydi. Ben tıp kitapları ile geçen yıllarımla o şansımı kendim yok etmiştim zaten. Nasıl yazar olabilirdim ki ? Almancılıktan devşirme, ömrünü tıp kitapları arasında geçirme ile yazar olunmazdı.

Tüm bunları saliseler içinde düşünmüştüm, şimdi karşımda bir editör vardı ve size bir kitapçık çıkaralım diyordu. Çok önemli bir edebi eser olmasa da İlk defa içimde boynu bükük duran küçük çocuğu birisi fark etmişti sanki.

Aniden poliklinik odam değişiverdi sedye, masam, bilgisayar yok oldu. Gün ortası değil, gecenin geç bir saatiydi. Ben üçüncü sınıf bir gazinonun sahnesindeydim, ışıklar loştu ve benim üzerinde iğrenç bir gece kıyafeti vardı. Gençtim çok gençtim eee genç olduğuna göre seksenli yılların sonlarıydı. Türk filmlerinin bir sahnesindeydim. Karpuz kollu kırmızı payetli tuvaletimin arkasında kocaman bir fiyonk önünde de derin bir yırtmaç vardı. Permalı kabarmış saçlarımı tepeden sıkı sıkı kelebek tokasıyla tutturmuştum. O kadar sıkı tutturmuştum ki sanki anne tarafından hafif Çinliymişim gibi gözlerim çekilmişti. Acı acı arabesk okuyordum evde hasta bir annem ve kumar oynayan ağabeyim vardı. Çok ama çok namusluydum, efendi efendi şarkımı söylüyor masalara yapılan davetlere katılmıyordum. Patronum da Hulusi Kentmen olduğundan konsomasyona çıkmayışımı takdir ediyor ve beni öz kızı gibi seviyordu.
İşte yine bir gece ben acıklı şarkı söylerken içeri ciddi bir adam gelmiş, ön masaya beş koruması ile beraber oturmuştu. Çizgili siyah takım elbisesi, boynunda beyaz atkısı, ağzında sürekli çiğnediği purosu ile etrafa korku salıyordu. Tüm gazino çalışanları en başta patronu bir telaş almış, etrafında adeta pervane olmuşlardı.

Ben şarkımı bitirince ayağa kalkmış sahneye doğru yürümeye başlamıştı. Saz ekibi, garsonlar diğer müşteriler herkes donup kalmış olacakları izliyorlardı. Mafya kılıklı adam kısık bir sesle cebinden bir kart çıkarak bana uzatmış ve şöyle demişti.

-‘’Ben (çok ama çok boğuk bir ses) Movitli Hüseyin gazinocular kralıyım istersen seni çok ama çok meşhur edebilirim. Beni ara.

Sonra da arkasına bakmadan beş korumasıyla salonu terk etmişti.

Ya da ‘’Teşekkür ederim kolay gelsin doktor hanım’’ diyerek odamdan çıkmıştı.

Tamam abarttım biraz, meşhur olmayacağım. Minik bir cep kitapçığı ile de yazar olunmaz ama şu anda elinizde benim kitabım var ve bana ait satırları okuyorsunuz.

Bırakın da içimdeki çocuk biraz şımarsın, yıllarca kimse dinlemedi ciddiye almadı onu, hatta bazen ben bile onun varlığından zaman zaman şüphe ettim. Şimdi herkese kendi varlığını ispatlamış oldu bırakın şımarsın garibim azıcık.







Not; Kitabımda yer alan son yazımı da sizlerle paylaşayım dedim.

19 yorum:

B. dedi ki...

yüzüm güldü okurken :)

Teşekkür ederiz bizimle paylaştığın için. İnsan mutlu oluyor. Bir de tanıştığımıza memnun olduk Sema Hanım. :)

öküz dedi ki...

güzelmiş:)

hafif "şıpsevdilik" sevzdim sanki, haddim olmayarak..

lakin, sebebi her ne olursa olsun; keyifli bir heyecan katmış gününüze/haftanıza... ne mutlu..

umarım gönülden geçtiği gibi olur herşey..

Sokak Kedisi dedi ki...

Sema'cım ben ilk duyduğum saniyeden beri pek keyifli bir çerez olacağına inanıyorum ki az önce okuduklarım da bu duygumu iyice kuvvetlendirdi.

Giderek ivme kazandığını ve içindeki ruhu kalemine daha iyi yansıttığını izliyor olmak da çok keyiflendiriyor beni,

İmzalı isterim, hatırlatayımmm ;)

kirazzade dedi ki...

E hani nerde kitap? Yanınevi hangisi, adı ne kitabın :)

Hürrem Sultan dedi ki...

patronu Hulisi Kentmen seçmende süpermiş kokrtun tabi yazarken dimi yazıda bana birşey olmasın mantıyla seçtin :)))

Süper yazı kitabı alaceğimmmm en kısa zamanda ve yanına geleceğim imzalatmaya
öpücük...

Bucera dedi ki...

@ B
Ben de memnun odum sayin B :))
Ayrıca çok matah bir şeymişim gibi önce resmim bir süre sonra ismim kitapla beraber soyadımı açıklayacağım azzz sonra :)

engin deniz dedi ki...

şöhretiniz yayılacak hissediyorum.dilerim mutlu kılar sizi.

Bucera dedi ki...

@ sokak kedisi
İmza da ne demek senini için kitabımı elle yazarım sen de ''Bir delinin poliklinik defteri'' nin el yazması var bende diye hava atarsın :)

Bucera dedi ki...

@ kirazzade
Maalesef Temmuza sarktı Truva yayınlarından çıkacak ama çıkar çıkmaz burada vuvuvzela öttürerek açıklayacağım zaten merak etmeyin canlarım :)

Bucera dedi ki...

@ Hürrem Sultan
Ayol korkmaz mıyım? Bir ara Nuri Alço göründü kapıdan abla bana rol yok mu dedi. Hemen def ettim kapıdan sonra ne korkuyorsum dedim kendi kendime. Senaryoyu yazan sensin, istersen Nuri Alço'ya töbe ettirir beş vakit namaza başlatırsın ama okuyucunu kafası karışmasın diye yine Hulusi Kentmen'e rol verdim.

Bucera dedi ki...

@ engin deniz
Her zaman o kadar olumlu şeyler yazıyorsunuz ki içimdeki şımarık çocuk bile utanıyor.
teşekkür ederim.
Şöhret olacağımı sanmıyorum ama dileğinize katılıyorum hepimiz bir şekilde bir sebepten mutlu kılınalım....

Bucera dedi ki...

@ öküz
Hoşgeldiniz sizi buralarda görmek ne güzel.
Şıpsevdilik mi? İkizler burcululuk mu? Haklı olabilirsiniz düşüncelerim hızla değişir allahtan eyleme geçmez o onyüzbinmilyon düşünce :)
Tekrar bekleriz efem

öküz dedi ki...

Çemkirmeye hazırlanıyordum "beni beğenmiyör müsün?", "sırayla herkese yazdın; bana niye cevap yazmıyorsun!!" diye...

Yırttın:)

Bucera dedi ki...

@ Öküz
:)) hahay çemkirmenin alasını nasıl olsa sayfamı okumuyor diye size yapmıştım zamanında lakin sizin dünyadan haberiniz yoktu :))
Haberdar olmak istiyorsan bakınız ''Komik erkek seksi komik kadın kanki'' yazısı
affınız sığındımefem :))

B. dedi ki...

Bucera var ya ben de şaşırdım öküz'ü görünce. Bu bizim bildiğimiz öküz mü diye gidip profiline baktım adamın. :)

Bucera dedi ki...

@ B.

Taa kendisi bizim öküz hani yıllar önce kurban bayramında ortak öküze girmiştik de sonra kesmeye kıyamamıştık hani. Bak ne popüler blogger oldu iyi ki kıymamışız.

öküz dedi ki...

@Bucera & B.: ehe... utandı Öküz :)

Kırmızı yanaklı Öküz görmüş müydünüz hiç?

B. dedi ki...

Sayende görmüş olduk Öküz :)

TuTsİ dedi ki...

Bir konuda yardımını istiyorum, mail atacağım