8 Haziran 2014 Pazar

NE İÇİNDEYİM ZAMANIN NE DE BÜSBÜTÜN DIŞINDA


Bu dizeler yazar şairin mezar taşında,  Ahmet Hamdi Tanpınar kendine ait dizelerle karşılar bizi aşiyan mezarlığında.
Ben de çok severim bu şiiri sanki hep beni anlatır zaten hayatı şair tadında yaşayanların kadim muamması değil midir zaman?

Sıkça gözlerim bir yere dalınca bu zamanda yaşamadığım hissime kapılırım özellikle de küçük oğlumun saçlarını okşarken ya da beraber bir şeyler yaparken.

Ben ölmüşüm ve oğlum da yaşlanmış, çocukluğunu düşlüyormuş anılar canlanıyormuş zihninde ve şu an aslında on anmış gelecekte kurulan bir hayalmişiz biz.

Ve uzay belgesellerinde evren ve zaman eğilip bükülürken her şeyi dümdüz algılayıp bir doğruya oturtmamız ne kadar doğru olabilir ki ?

Eğer ben o anı gelecekte kurulmuş bir hayal gibi hissediyorsam neden olmasın?

İki gün önce doğum günümdü, doğum günümden bir gün önce de göz kontrolümde göz içi basıncım yüksek çıktı glokom sayılırım, annemin hastalığı bu, fakültedeyken teşhis konulmuştu ne üzülmüş ne koşturmuştum.
Biraz önce fakültedeki en yakın arkadaşımla konuştum diplococumla 2 gün arayla doğmuşuz fakültede hep beraber kutlardık doğum günlerimizi.

Poliklinik yaparken hasta yoğunluğundan çok hızlı hareket etmeye alışmış olan arkadaşımın ayağı yerdeki USG kablosuna takılıp çok fena düşmüş dudağında dikişler varmış,
’Yeni yaşımıza pek hayırlı girdik arkadaşım sen glokomlu ben dikişli, daha dün gibi hatırlıyorum annenin göz damlaları için hemen aşağıya Samatya SSK ya gidip metrelerce ilaç kuyruğu karşısında şaşkına dönüşümüzü.’’ dedi.

Diplococum dedim’’ Bütün bunlar bir hayal olmasın o yıllarda ne çok hayal kurar gülerdik senle ‘’mışlı, muşlu’’ cümlelerle yerlere yatardık.

Şu anda senle yine Cerrahpaşanın yokuşunu çıkıyormuşuz ben koluna girmişim, zira çok yorulmuşum annemin glokom ilaçlarını yazdırıp onca kuyruğa girip ilaçlarını almışım, hayal kuruyoruz senle;

,’’ Diplococum yıllar geçiyormuş yirmi yıl falan yaşlanıyormuşuz ben annem gibi  glokom oluyormuşum sen de aceleci bir sakar, doğum günümüzü kutluyormuşuz yine beraber, senin yüzünde dikişler ben glokomlu’’

 Deli gibi gülüyoruz o yüzünü yamultuyor, ben gözlerimi deviriyorum, Cerrahpaşanın yokuşu da ne  yokuştur ama iki genç kız tık nefes neşeli yokuşu çıkıyor, arkalarından bakıyorum.

Yine çok gülüyoruz sesler bir yokuştan geliyor bir iki telefonun ucundan, kahkahalar birbirine karışıyor.


O  an mı şu an ? Yirmi yıl öncesindeyiz de bu an mı hayal?


NE İÇİNDEYİM ZAMANIN


Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.


3 yorum:

Anonim dedi ki...

Bir film izlemiştim yıllar önce, önce hiç sebep yokken sıcaklık artmaya başlıyor evde, sonra duvarlardan, tavandan yeşil bir şey sıvı sızmaya başlıyor. Aile ne olduğunu anlayamıyor, bütün film boyunca gizem sürüyor. Finalde kamera yukarı doğru çıkıyor ve bütün bunların küçük bir kız çocuğunun oyuncak evinde gerçekleştiğini görüyoruz. Çocuk yeşil şekerlemelerini ortada bırakınca erimiş eve akmış. Annesi kızıyor falan. Bu filmi hatırladım yazını okuyunca. Hani şu komplo teorisi de var ya, beki de hayatlarımız bir bilgisayar oyunudur...
Sanem G.

Bucera dedi ki...

Yaa Sanem'im o teori var mıydı ben düşünüyorum sık sık çok gelişmiş canlıların bilgisayar oyunu olduğumuzu ve evrenin de bilgisayarın kendisi ve tabii ki o bilgisayarda başka akıllı oyun karakterleri var ama onlarla diyaloğa geçemiyoruz.
Senin bu film kültürüne bayılıyorum benim en zayıf halkam çok az film seyrettim
Katkın için teşekkürler

sopasını saklayan adam dedi ki...

Başımdaki değirmen taşları öğütmekten yorgun
İçimde bir muratsızlık türküsü
Selam olsun ,çırpını çırpını
uçankuşlara